Uyayamıyorum... Aylardır süren bir işkencenin içindeyim sanki. Gecelerim harap olmuş durumda. Aynı şekilde bedenim ve beynim de... Yatağa yorgun giriyorum. Hemen uyurum artık diyorum. Göz kapaklarım yanıyor yorgunluktan. Ama uyuyamıyorum. Fırtınalı, gözü yaşlı gecelerde bana kalmış oluyor.
Aylardır böyle. Erken kalktığım günlerin geceleri de böyle geç kalktığım günlerin geceleri de...Uyumak için bahaneler yaratıyorum. Bilgisayarda, tv de oyalanıyor, meyve yiyor, sıcak bir şeyler içiyor ama gene uyuyamıyorum. Gecelerin insanıyım desem Hayır !!! değilim. Gündüzlerin adamıyım ben. mavi gökyüzünü, güneşi severim. Elektiriği gereksiz kullanmayı, boş durmayı sevmem. Bir şeylerle uğraşmayı isterim. Hareketlilik isterim. Ses, gürültü,canlılık ve patırtı isterim. ama uyuyamadıkça çığlık atan İstanbul geceleri ile başbaşa kalıyorum. Ve bedenim daha çok yorulsun diye üst üste sigara içiyorum.
Yatağa yattığım an gözlerimi kapayıp dalmayı beklerken bir sürü düşünce sarıyor beni sanki " uyuma,uyuma" dercesine.
Hayatım, hayatımız, hayatlar...
Sözler, söylenecekler, söylenmişler...
Yapılanlar, yaptıklarım, yapılacaklar...
Hayaller, hayallerim, bitmiş hayaller...
Ödemeler, ödenecekler, ödenmişler...
Kocam yorgun vücudunu yatağa sermiş terleye terleye uyurken ben onu seyrediyorum.
Biz, ben, o...
Kapının hemen ardında deli bir lodos. Sabah kapının önü yaprak dolmuş olacak. ben uyuyamadığım bir gecenin daha siniri içinde yatağa uzanırken İstanbul yavaş yavaş uyanmış ve o yaprakları süpürüyor olacak. Ve gün ortasında uyanmış kızıyorken gene kendi kendime söz vereceğim "bu gece erken yatacaksın" diye. Sözümü tutamayacağımı bile bile günün geri kalan kısmını "bari" deyip iş yaparak geçireceğim, büyük bir hoyratlıkla bedenimi kullanarak. Fizyolojik saatlerimin neden değiştiğini sorgulaya sorgulaya gece olduğunda ben yine boş gözlerle tavana bakıp saçma sapan bir sürü şey düşüneceğim.
Kocam sırıl sıklam terlemiş olduğunda da fanilasını değiştirip uykuya dalmayı bekleyeceğim.
Aylardır böyle. Erken kalktığım günlerin geceleri de böyle geç kalktığım günlerin geceleri de...Uyumak için bahaneler yaratıyorum. Bilgisayarda, tv de oyalanıyor, meyve yiyor, sıcak bir şeyler içiyor ama gene uyuyamıyorum. Gecelerin insanıyım desem Hayır !!! değilim. Gündüzlerin adamıyım ben. mavi gökyüzünü, güneşi severim. Elektiriği gereksiz kullanmayı, boş durmayı sevmem. Bir şeylerle uğraşmayı isterim. Hareketlilik isterim. Ses, gürültü,canlılık ve patırtı isterim. ama uyuyamadıkça çığlık atan İstanbul geceleri ile başbaşa kalıyorum. Ve bedenim daha çok yorulsun diye üst üste sigara içiyorum.
Yatağa yattığım an gözlerimi kapayıp dalmayı beklerken bir sürü düşünce sarıyor beni sanki " uyuma,uyuma" dercesine.
Hayatım, hayatımız, hayatlar...
Sözler, söylenecekler, söylenmişler...
Yapılanlar, yaptıklarım, yapılacaklar...
Hayaller, hayallerim, bitmiş hayaller...
Ödemeler, ödenecekler, ödenmişler...
Kocam yorgun vücudunu yatağa sermiş terleye terleye uyurken ben onu seyrediyorum.
Biz, ben, o...
Kapının hemen ardında deli bir lodos. Sabah kapının önü yaprak dolmuş olacak. ben uyuyamadığım bir gecenin daha siniri içinde yatağa uzanırken İstanbul yavaş yavaş uyanmış ve o yaprakları süpürüyor olacak. Ve gün ortasında uyanmış kızıyorken gene kendi kendime söz vereceğim "bu gece erken yatacaksın" diye. Sözümü tutamayacağımı bile bile günün geri kalan kısmını "bari" deyip iş yaparak geçireceğim, büyük bir hoyratlıkla bedenimi kullanarak. Fizyolojik saatlerimin neden değiştiğini sorgulaya sorgulaya gece olduğunda ben yine boş gözlerle tavana bakıp saçma sapan bir sürü şey düşüneceğim.
Kocam sırıl sıklam terlemiş olduğunda da fanilasını değiştirip uykuya dalmayı bekleyeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder